Küresel pazarların genişlemesi, iklim değişikliği ve teknolojik yenilikler, dünya tarım ekonomisini köklü bir değişim sürecine sokarken, bu dönüşümün en dinamik fakat en az görünür unsuru kadın işgücüdür.
Tarım ekonomisi alanında üretim unsurlarının etkinliği incelenirken, kadının rolü genellikle hane halkı işgücü kapsamında değerlendirilerek ikinci plana atılıyor. Ancak Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, dünya genelinde gıda üretiminin yaklaşık yüzde 50’sini kadınlar gerçekleştirmektedir.
Tarımsal üretimdeki cinsiyet temelli eşitsizliklerin ve kaynaklara erişimdeki dengesizliklerin giderilmesinin sadece sosyal bir adalet arayışı olmadığına dikkat çeken Tarım Ekonomisi Derneği Başkanı İpek Süer Topuzoğlu; bu adaletsizliğin ortadan kaldırılmasının, küresel safi yurtiçi hasılayı (GSYİH) yaklaşık 1 trilyon dolar artırma ve 45 milyon insanı gıda güvencesizliğinden kurtarma potansiyeline sahip makroekonomik bir kaldıraç olduğunu vurguladı.
‘GÜVENCESİZLİK’ PARAMETRESİ
Türk tarımında son çeyrek yüzyılda yapısal bir kırılma yaşanırken, kadın işgücünün tarımdaki oranını koruduğunu belirten Topuzoğlu, “Güncel TÜİK işgücü istatistiklerine göre, Türkiye’de çalışmakta olan kadınların yaklaşık yüzde 17.4 ila yüzde 18.8’i tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörlerinde faaliyet göstermektedir. Ancak bu yoğunluğun tarım ekonomisi açısından en hassas yönü ‘güvencesizlik’ unsurudur. Veriler, tarım sektöründe çalışan kadınların yüzde 91.9’unun kayıt dışı olarak istihdam edildiğini ve yüzde 72.6’sının “ücretsiz aile işçisi” statüsünde yer aldığını göstermektedir” diye ifade etti.

İpek Süer Topuzoğlu
Topuzoğlu, bu durumun kadının üretimdeki katma değerinin büyük verilerde ticarileşmesini ve bireysel gelire dönüşmesini engellediğine dikkat çekti.
Geleneksel tarımdan dijitalleşmeye, dikey tarım uygulamalarından kooperatifleşmeye kadar uzanan tarımdaki değişim sürecinde de kadınların öncü rol üstlendiğini belirten Topuzoğlu, “Bu geniş spektrumda yeni değişim döneminde kadınlar bazen pasif birer işçi olmaktan çıkarak tarım girişimcisi kimliğini benimserken bazen de ne yazık ki bu dönüşümün sessiz mağdurları olarak kalmaktadırlar” dedi.
TARIMIN LOKOMOTİFİ
“Sonuç olarak, tarım ekonomisinin sürdürülebilir bir büyüme yoluna girmesi için yapısal dönüşümün ekolojik dengelerle uyumlu şekilde yönetilmesi gerekmektedir” uyarısında bulunan Topuzoğlu şunları söyledi: “Eko-aktivizmin ve sürdürülebilir tarımın lokomotifi olan kadınların mülkiyet, finans ve karar alma mekanizmalarında hak ettikleri temsil gücüne ulaşmaları şarttır. Unutulmamalıdır ki; kadının üretim süreçlerinde ve ekolojik mücadelede özgürleşip güçlenmediği bir tarım ekonomisi modeli ne gıda egemenliğini güvence altına alabilir ne de geleceğe bereket bırakabilir.”
TARİHSEL HAFIZANIN TEMSİLCİLERİ
Kadınların tarımsal kırılganlıklara karşı direnç gösterdiğini vurgulayan Tarım Ekonomisi Derneği Başkanı İpek Süer Topuzoğlu, “Bu direnç yalnızca sokakta veya tarlada değil, agro-ekolojik üretim yöntemlerinde de kendini göstermektedir” ifadelerini kullandı. “Kadınlar; monokültür üretime, aşırı kimyasal girdi (pestisit ve sentetik gübre) kullanımına karşı ve su kaynaklarının aşırı tüketimine karşı kırsalda yükselen çevre bilincinin merkezindedir” diyen Topuzoğlu sözlerine şöyle devam etti:
“Kadın çiftçiler, ekofeminist perspektifin de vurguladığı üzere biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilirliğinde ve nesiller boyu aktarılmış ata tohumlarının korunmasında tarihi bir hafızayı temsil etmektedir. Kadınların doğayla kurduğu bu onarıcı bağ; ekolojik aktivizmi teorik bir söylem olmaktan çıkararak kooperatifleşme adımlarıyla yerel agroekoloji pratikleri geliştiren ‘yeşil ekonomi’ye dönüştürmektedir.
ÜRETİMİN VE DİRENİŞİN SİMGESİ
Tarımda ve üretimde kadının agro-ekolojik dengeyi koruma görevine de dikkat çeken Tarım Ekonomisi Derneği Başkanı İpek Süer Topuzoğlu, “Bugün tarımda kadın gücü yalnızca ekonomik bir kaynak değil; aynı zamanda küresel iklim krizine karşı doğrudan bir ‘ekoaktivizm ve direniş’ öznesidir” ifadelerini kullandı.
AKBELEN ORMANI MÜCADELESİ
Türk kadın çiftçilerinin tarımsal arazilerinin çok uluslu şirketler veya enerji projeleri tarafından kamulaştırılmasına karşı fiili direncin en ön saflarında yer aldığını hatırlatan Topuzoğlu şu örneği verdi: “Bunun en güncel örneklerinden biri Muğla Milas’taki İkizköy Akbelen Ormanı direnişidir. Akbelen’de zeytinliklerini, tarımsal alanlarını ve su havzalarını linyit madeni genişleme sahasına karşı koruyan köylü kadınlar; tarımsal alanların yok edilmesinin doğrudan gıda egemenliğini tehdit ettiğini savunmaktadır.” dedi.
Aynı şekilde Aydın Kızılcaköy’deki jeotermal enerji santrallarına (JES) karşı beş yılı aşkın süredir çadır nöbeti tutarak topraklarını koruyan Kızılcaköylü kadınlarına da değinen Topuzoğlu; bu kadınların hukuki mücadeleleriyle ÇED olumlu kararlarını defalarca iptal ettirdiğini belirtti.
TARIMDA KADIN MÜHENDİS OLMAK
Tarımı her aşamasında aktif olarak görev alan kadın mühendisler ise gelenek ile bilimi bağlayan bir köprü vazifesi görmektedir. Tarımı sadece toprak işlemek veya ürün yetiştirmek olarak tanımlamayan ziraat mühendisi Büşra Mart Akın ise “Bilgiye dayalı çalışma gerektiriyor.” diyerek burada kadın mühendislerin önemine vurgu yaptı.
Kadın ziraat mühendislerinin çalışma alanlarının oldukça geniş olduğunu belirten Akın; “Bazıları tarlalarda bitkilerin gelişimini takip ediyor, hastalıklarla mücadele için doğru yöntemleri saptıyor. Benzer şekilde bazı mühendisler tohumdan gübreye kadar çiftçilere teknik destek sunuyor.” ifadelerini kullandı.
ZORLUKLARI ÇOK
Kadın ziraat mühendisi olmanın büyük sorumluluklar yanında çeşitli zorlukları da beraberinde getirdiğine dikkat çeken Akın şu görüşleri aktardı: “Açık havada çeşitli hava koşullarında çalışmak; uzun mesafeler katetmek zorundayız ve yoğun tempoya ayak uydurmak bu mesleğin fiziksel yönüdür. Bunun yanında bazı mühendisler mesleki yeterliliklerini kanıtlamak zorunda kalıyor.” Bu nedenle erkek ağırlıklı ortamlarda önyargılarla karşılaşabildiklerini belirtirken ayrıca karar verme aşamasında kendilerini daha fazla açıklama ihtiyacı hissettiklerini dile getirdi. İş ile aile yaşamını dengelemenin de ayrı bir güçlük olduğunu belirtti.

Büşra Mart Akın
Kadın mühendis olarak bu meslek sayesinde toprağa dokunmanın yanı sıra üreticilere farklı bakış açıları sunmanın kıymetini vurgulayan Akın sözlerine şöyle devam etti:
“Kadının etkisi erkeklerden daha farklıdır çünkü iletişim tarzımız daha naziktir; ikna kabiliyetimiz yüksektir. Problemlere farklı açılardan yaklaşıyor ve çözümleri anlaşılır dille aktarabiliyoruz. Her alanda olduğu gibi burada da başarılı olmak için bilim üreterek geleceği şekillendirmek önemli… Kadın olarak her yerde en büyük motivasyonumuz Ata’mızın izinden durmaksızın yürümektir.”
ÇEYİZ SANDIĞINDAN MEMLEKET PAZARINA
Birleşmiş Milletler 2026 yılını “Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı” ilan etti fakat birçok sorun hala çözülmeyi beklemekte. “Salonlar ışıldarken kürsülerde söylenen güzel sözler büyük alkışlarla karşılanıyor… Fakat o alkış sesleri tarlada çalışan Elif’in ya da Fatma’nın sessiz derdine çözüm oluşturmuyor.” diyen Fethiye Yerel Tohumlar Derneği Kurucu Başkanı Ebru Oğuzhan Yeter ise “Dünyayı da memleketimizi de doyuran kadınlarımız; güvencesizlik içinde hayatta kalmaya çalışıyor” şeklinde konuştu.

Ebru Oğuzhan Yeter
Anadolu’da tohumu gelecek nesillere aktaran asıl sahiplerinin her zaman kadınlar olduğunu hatırlatan Yeter “Anadolu kadının çeyiz sandığındaki en değerli hazine altından yapılmış bileziklerden ziyade annesinden kalan o avuç dolusu yerel tohumdur.” diyerek bunun önemini vurguladı.
Buna karşın çiftçi kadının bugün o tohumu ekecek enerjisinin kalmadığını ifade eden Yeter “Mazot fiyatları el yakıyor; işçi bulmak ayrı dert…” diyerek devam etti: “Kadın sabah erken saatlerde tarlaya giriyor; gece yarısına kadar uğraşıyor ama döktüğü ter sadece ‘aile içi ücretsiz iş gücü’ olarak kaydediliyor.” Günü tamamladığında sosyal güvence ya da gelecekte emeklilik umudu bulunmamaktadır.”“Eğer köylerimizin tamamen boşalmaması için o kadının sosyal ekonomik güven içinde toprağına sarılması gerekiyor.” diyen Yeter “Yeni tarım yöntemlerini onun günlük ritmine uygun biçimde sunmazsak toprağa düşen her tohumdan nasıl bereket bekleyebiliriz?” sorusunu gündeme getirdi.
“Kadın büyük emeklerle üretiyor ama hasat zamanı geldiğinde malını aracıya kaptırmadan değerinde satacak pazarı bulamıyor.” şeklinde konuşarak sözlerine şöyle devam etti:‘SESSİZ ÇIĞLIĞI DUYMALIYIZ’“Ne internet üzerinden satış yapacak imkanı var ne de destek olacak bir güç… Kadın kooperatifleri yalnızca belgelerde başarı hikayeleri değil gerçek anlamda ticaret yapan güçlü yapılar haline gelmeli ki bunu başarmalıyız! Kadının alın teri hak ettiği değeri bulana kadar bu topraklarda gerçek kalkınmadan bahsedemeyiz çünkü kadın emektir.” Bu yıl boyunca kaç kadının umudunu kaybedip şehirlere göç edeceğini düşünmeden geçmememiz gerektiğine dikkat çekti.”